| Subcribe via RSS

Dizüstü (Laptop) Bilgisayar Batarya (Pil) Ömrünü Arttırmak

Dizüstü (Laptop) Bilgisayar Batarya (Pil) Ömrünü Arttırmak

1. İşletim Sisteminizi Optimize Edin

Kullandığınız işletim sisteminin gereksiz uygulamaları ve karmaşık arabirimi, pilinizi kısa sürede tükenmeye iten etmenlerden en önemlisidir. Arka planda masa üstünüzde duran tema ve duvar kağıtlarıda bu konuda önem arz etmektedir. Özellikle hareketli arka planlar daha fazla enerji çeken etmenler olmaktadır. Daha fazla disk dönüşü, daha fazla işlemci kullanımı ve daha fazla bellek israfını engelleyebilirsiniz.

Tavsiye: Ekranı karartabilirsiniz:

Bir çok laptap üreten firmaların diz üstü bilgisayarlarında bu özellik Bulunmaktadır. Ekran parlaklığı bilgisayarınız prize takılı olmadığı süre boyunca düşürülür bu yöntemle ciddi anlamda enerji tasarrufu sağlanır. Bazı diz üstü bilgisayarlarda ise bu ayarlamalar bir aşama daha ileriye götürülerek işlemci ve soğutma performansları da azaltılarak batarya (pil)  süresi uzatılır. Size önerimiz ise ekran parlaklığına çok da ihtiyaç duymadığınız anlarda ekranınızı bir miktar daha karartarak enerjiyi daha optimize kullanabilirsiniz.

2. Disk Bİrleştirme Yöntemi:

Diz üstü bilgisayarınızda kullandığınız sabit diskiniz (harddisk) yapmak istediğiniz işlemi ne kadar kısa sürede gerçekleştirirse piliniz o kadar daha fazla dayanacaktır. Sabit diskinizi belirli zaman aralıklarıyla birleştirmek, harddiskinizin işlerini daha hızlı gerçekleştirmesine ve buna bağlı olarak daha az enerji tüketmesine yardımcı olur. Özellikle Mac OSX işletim sistemine sahip kullanıcılarda disk birleştirme farkedilebilir bir tasarruf sağlayacaktır.

Tavsiye: CCleaner veya buna benzer bir yazılım aracılığıyla harddiskinizdeki işe yaramayan dosyaları silmeniz ve bu işlemin ardından disk birleştirme konsolunu çalıştırmanız önerilir.

3. Güç Seçeneklerini Düzenleme:

Diz üstü bilgisayarınızdaki denetim masasındaki genel güç seçenekleri opsiyonunda yapacağınız bir düzenleme bunun için herhangi bir ek yazılım kullanmıyorsanız bile çok faydalı olacaktır. Özellikle de CPUnun ne kadar performansta çalışacağını bu kısımdan düzenleyebilirsiniz. Günümüzün son işletim sistemlerinden olan Windows Vista’daki ayarlar direkt olarak işlemci performansına etki etmektedir.

Tavsiye: Üretici firmanızdan teknik destek talebinde bulunabilirsiniz. Güç seçenekleri laptobunuzun prize takıldığında yada takılmama durumunda otomatik olarak ayarlanmıyor ise bunun için ek bir yazılım kullanabilirsiniz. Almış olduğunuz ürünle gelmese bile üretici firmanın web sitesinde bu veya buna benzer bir program mutlaka vardır. Aksi takdirde bu programı üretici firmadan talep edebilirsiniz.

4. Önem arz etmeyen yazılımların başlangıçta çalışmasını engelleyin:

Yeni aldığınız diz üstü bilgisayarınızda aldığınız aracı firma tarafından kurulmuş başlangıçta uzun bir süre yüklenmeye çalışılan ve işlemcinize yük bindiren bazı yazılımlar mevcuttur. Bu tarz kaynak tüketen yazılımlardan kısa sürede kurtulmalıyız. Örneğin Windows işletim sisteminin kablosuz ağ bulabilme özelliğine rağmen kablosuz ağ kartı sürücünüz size bir yazılım kurdurup bunu başlangıca yerleştiriyorsa, bu her bilgisayar açışınızda ciddi bir kaynak tüketimine neden olacaktır. Bu ve buna benzer yazılımlar başlangıçta otomatik olarak çalışarak pil ömrünü azaltmaktadırlar. Bu nedenle bu yazılımları kalkdırmak mantıklı bir seçim olacaktır. 

Tüm bunların yanında bilgisayarınızda ne kadar az sayıda yazılım mevcut ise bilgisayarınız o derecede verimli çalışır. Windows kayıt defterinde buna bağlı olarak daha az birikime neden olur.

Tavsiye: Başlat>Çalıştır da komut penceresi satırına msconfig yazarak entera basın. Açılacak Sistem Yapılandırma Yardımcı Programı’nı çalıştırın. Buradan Başlangıç sekmesine tıklayın. Başlangıçta çalışabilecek yazılımları buradan görebilirsiniz. Önem arz etmeyen yazılımları buradan yanındaki tick işaretini kaldırarak başlangıçta çalışmalarını önleyebilirsiniz.

5. Pil ile çalışma durumunda kullanmadığınız bileşenleri kapatın:

Diz üstü bilgisayarınızda pil üzerinden çalışırken, gereksiz tüm sürücüleri ve bileşenlerini kapatabilirsiniz. Örneğin çalışmanız süresinde internette bir çalışmaya yapmayacaksanız ağ bağlantınızı ve wirelessinizi kapatmanız pil ömrünüzü ciddi bir miktarda arttıracaktır. Bunun yanında ses kartınızı, FireWire denetçisini ve buna benzer bir çok bileşeni işinize yaramıyor ise kapatabilirsiniz.

Tavsiye: Ctrl + Alt + Del kombinasyonu ile açacağınız aygıt yöneticinizden işlemler sekmesine gelerek bir çok bileşenin çalışmasını durdurabilirsiniz.

6. Diz üstü bilgisayarınıza bellek (ram) ekleyin:

Diz üstü bilgisayarınıza extra bellek eklemeniz ilk bakışda daha fazla enerji tüketimine neden olacak gibi görünsede çalışma sırasında harddisk kullanımınızı azaltır ve buna bağlı olarak da pilden enerji çekimi düşer.

Tavsiye: Bilgisayarınızdaki bellek miktarını 2 gb ve üstüne çıkartmanız tavsiye edilir.

7. Pil Bakımı:

Lityum iyon pil kullanan dizüstü bilgisayarınızı uzun süre kullanmak istiyorsanız özellikle de yedek pilinizi sürekli olarak tam yüklü tutmanız gerekmektedir. Bunun dışında pili doldurmak için bitmesini beklemenize gerek yok (Genelde bunun tam tersi bir kanı yaygın). Şarja takılı pilinizin sıklıkla çıkartılması pil ömrünü azaltan ön önemli ikinci etmen diyebiliriz. Elektrik kesildiğinde, adaptörden gelen elektrik gittiğinde anında devreye giren pil bütün çalışma ortamınızı kurtarabilir.

Tavsiye: Pilinizi sürekli dolu konumda tutmaya özen gösterin. Bunun yanında her zaman yedek bir pil kullanın. Bu pili de ara sıra kullanıma sokarak çalıştırın. Bu şekilde mevcut pilinizin ömrü ciddi miktarda uzayacaktır.

8. Diz üstü bilgisayarınızda windowsun hazırda beklet özelliğini kullanın:

Bilgisayarınızı kullanmadığınız kısa süre içerisinde kapatmak yerine hazırda beklet (hibernate seçeneği) özelliğini kullanmanızı şiddetle tavsiye ederiz. Çünkü bilgisayarınızı kapatmanız durumunda  tekrar açılırken tüm veriler harddiskinizden okunmaktadır. Hazırda bekletme seçeneğinde ise mevcut veriler ramde bekletilir ve bilgisayarınızı tekrar açtığınızda daha az enerji tüketerek kısa sürede verileri ramden alarak hazır konuma geir.

9. CD/DVD sürücü yerine HDD kullanın:

Yazımızın başlarında her ne kadar harddisk sürücüler çok fazla enerji harcamaktadır desek de cd room ve dvd room yanında bu değer kıyaslanmayacak kadar azdır. Cd ve Dvd sürücüler çok fazla enerji tüketmektedirler. Eğer bir film yada müzik dinleyecekseniz bunu cd yada dvd den harddiskinize kaydedin ve harddiskiniz üzerinden işlemi yapın. Sürekli cd gerektiren oyunlar içinse virtual cd yada alcohol tarzı sanal cd programlarını kullanmanızı öneririz.

10. Pil temas noktalarınız sürekli temiz olmalıdır:

Pilinizin bilgisayara temas noktalarını her zaman temiz tutmalısınız. İhtiyaç duyulan enerjinin bilgisayara iletildiği bu metal noktalar temiz olursa enerji akışı daha verimli olur. 5-6  ayda bir alkol ile hafif nemlendirilmiş bir bezle temas noktalarını sürterek temizleyin. Bu noktalarda oksitlenmeye izin vermemelisiniz.

11. Bilgisayarınız çalışma sıcaklığı sabit tutulmalıdır:

Dizüstü bilgisayarınız kullanma talimatında belirtilen çalışma koşullarında ve sıcaklığında performans olarak daha iyi çalışır. Bunu sürekli sağlayabilmek için hava kanallarını temiz tutmalısınız. Burada birikebilecek toz yada pislikler bilgisayarınızı soğutma performansınızı düşürecektir bu nedele bu kanallara çok fazla öenm vermelisiniz. Bilgisayarınızın çok fazla ısındığını düşünüyorsanız üzerinde fanları olan laptop standlarından almanızı öneririz. Sıcaklığa dikkat etmemiz gerekir fakat çok soğuk ortamlarda bilgisayarımıza zarar vermektedir. Belirtilen optimum çalışma sıcaklığı şartlarında kullanmanız pil ömrünüzü arttıracaktır.

Bu yazı teknik-bilgi.com sitesine aittir. Kaynak gösterilmeden yayınlanması kesinlikle yasaktır. Aksi takdirde gerekli işlemler yapılacaktır. 

Tags:

Ram Uyumu ve Uygunluğu

September 4th, 2009 | 1 Comment | Posted in Bilgisayar Donanımı

Dual Channel Nedir?


Anakartınızın RAM slotlarının iki farklı renkte kodlandığını farketmişsinizdir. Eğer iki modulü aynı renge(slot çiftine) gelecek şekilde yerleştirirseniz RAM’leriniz dual channel modunda çalışacaktır. Tüm DDR/DDR2 modüller dual channel modda çalıştırılabilirler. Bu RAM’lerin ayrıca sahip oldukları bir özellik değildir. Piyasada DUAL-KIT adı altında modüller satılmasının nedeni nedir o zaman? Bunlar donanım bilgisi kısıtlı acemi kullanıcılar için düşünülmüştür.(ülkemizde de sanki RAMin kendi özelliği Dual Channel olmasıymış gibi lanse edilerek satıldığına çokca şahit olmaktayız.)
Durum şu ki; Bazı anakartlar Bank 1 ve Bank 2 ‘de farklı kapasite ve farklı hızlarla eşleştirilmiş olmak üzere hala RAMleri Dual Channel olarak çalıştırabilirler.  RAM’lerin hızlarında fark varsa, düşük olanın hızında çalışırlar. Ama pek çok kart yalnızca özdeş hızlardaki RAMleri Dual modda çalıştırıbilirler. (bu denetleyicinin adresleme yeteneği ile ilgili bir durum) Bunun yanında eşleştirilmiş slot çiftinin birinde iki adet 512MB, diğerinde iki adet 1Gb takılı olması Dual Channel çalışmaya hiçbir şekilde engel teşkil etmez. Aslında tek bir slot çifti içinde boyutun önemi yok. Yani 512MB ve 256MB teorik olarak birlikte Dual Channel çalışabilirler. Asıl önemli olan hız ve zamanlama değerleridir. Ama RAMlerin kapasitesine ve modellerine göre genellikle zamanlama özellikleri değişebiliyor ve bu durum sorun oluşturubiliyor. Kartınız farklı hızlardaki modülleri birlikte DUAL CHANNEL çalıştırmaya müsaitse RAMler arası hız farkı bu bakımdan bir sorun oluşturmaz. Elinizdeki tek bir modülü sadece ikinci bir modülle desteklemek ister ve hala Dual Channel çalışsın derseniz ve de işinizi garantiye almak isterseniz, o zaman elinizdekiyle özdeş hıza ve zamanlamalara sahip bir modül edinmeniz gerekir. Markanın aynı olması falan hiçbir şekilde gerekmez. Hız ve zamanlama değerlerinin özdeş olduğundan emin olun yeter. Ben uğraşamam hızla da zamanlamayla da diyorsanız DUAL KITleri sizin için paketlemişler.

Benim derdim DUAL CHANNEL değil, yeni takacağım RAM öncekiyle birlikte çalışır mı çalışmaz mı onu belirtin bu bana yeterli diyorsanız;

Aynı teknolojiye ve aynı form faktörüne sahip tüm RAMler, bir önceki versiyonuyla uyumlu şekilde çalışabilecek şekilde üretilirler. (Aslında bu bilgisayar dünyasının bütünü için de geçerlidir.)
Yani SD RAM standardında PC133 (133MHz) RAMler, PC100 (100MHz) RAMlerle birlikte çalıştırılabilirler. Siz müdahale etmediğiniz sürece otomatik olarak düşük olanın hızında yani 100MHz’de çalışacaklardır. Anakartınız ve bilginiz müsaade ediyorsa yüksek olanın hızında, hatta ikisini birden(çok kaliteli RAMlere ve şansa sahipseniz) daha da yüksek bir hızda dahi çalıştırabilirsiniz.

Tüm DDR RAMler birbirleriyle geriye dönük olarak uyumludur.(Anakartlar da aynı şekilde bellekleri bu şekilde desteklerler. DDR400 RAM, DDR33 RAMle yukarıdaki mantık çerçevesinde uyumlu olarak çalışacağı gibi; DDR400 çalıştıran anakart, DDR333′ü de çalıştırır demek oluyor yani)

Fakat DDR2 RAMler ve DDR RAMler bir arada çalıştırılamaz. Öncelikle form bakımından bu iki standart birbirinden farklıdır. DDR2 slotlu bir karta DDR RAM takamazsınız. Sonra I/O tampon frekanslarının işleyişi(DDR2 veri hattı başına 4bitlik prefetch sağlarken, DDR 2bitlik, SD 1bitlik sağlar), voltaj değerleri farklıdır falan filan… (iki tür slota birden sahip olan gereksiz(bence) geçiş dönemi kartları vardır; ama bunlarda da aynı slot/socket anakartların aynı anda iki işlemciyi birden çalıştıramaması gibi aynı anda iki farklı bellek türünü çalıştırımazsınız. Tek bir anda tek bir bellek türünü çalıştırabilirsiniz.)

Fazla bilgi(aslında fazla sayılmaz ya) göz çıkarmaz diyerek şimdi ucundan teoriye gireyim biraz: Dual Channel özelliği RAMden bağımsızdır. Tüm DDR/DDR2 RAMler anakartınızda ya da işlemcinizde(AMD sistemlerde) bulunan bellek denetleyecilerine bağlı olarak DUAL CHANNEL çalışırlar ya da çalışmazlar. Yani burda belirleyici olan denetleyicidir, RAMlerin kendi değil. Intel sistemlerde denetleyici anakartta bulunur ve bugün neredeyse standart hale gelmiştir. AMD sistemlerde denetleyici işlemcide bulunur. AMD Athlon 64 soket 754 serisi ve öncesinde bu denetleyici bulunmazken, soket 939 ve sonrası için bu durum AMD’de de standart hale gelmiştir.

Peki DUAL CHANNEL aslında nedir? Bellek denetleyicisinin Modüllerdeki 64bitlik iki veriyolunu da kullanabilir kılması ve RAMden işlemciye giden bandgenişliğini 128bite çıkarmasıdır. Bu durum, performansta her ne kadar iki kat olmasa da hissedilir bir artışa neden olur. (%10/20 kadar)-Bugün yeryüzünde böyle bir artış için donanımlarının ömrünü kısaltmayı, daha kötü durumda yakmayı dahi göze olan milyonlarca insan varken hiç de fena değil.

Peki Dual Chanel, Single’a göre neden iki kat hızlı değil? Çünkü ikiye çıkan aslında yeriyolu hızı değil, yolun genişliği. Yolun genişliği gerektiğinde daha fazla arabayı aynı anda taşımaya elveriyorsa bile bu arabaların daha hızlı gitmesini(aslında taşınmasını demek lazım, çünkü yoldan ziyade kayan band benzetmesi daha mantıklı- öyle ya neden bandwidth demişler sanki) gerektirmez.

Bu kadarı salt uyumdan söz eden bir başlık için yeterli. Bellekler üzerine daha kapsamlı bir yazı hazırlama vadedilmek suretiyle bu yazı burada üç noktalanır.

HardwareGeek den Alıntıdır.

Tags:

Intel Pentium D Serisi İşlemciler ve Özellikleri

July 10th, 2009 | No Comments | Posted in Bilgisayar Donanımı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Pentium D serisi, Intel’in ilk çift çekirdekli işlemcilerinden biridir. Pentium D, Pentium 4′e göre nazaran daha fazla performans sunan LGA775 platformunda çalışan bir işlemci türüdür. LGA’nın açılımı ise Land Grid Array’dir. “Soket” kelimesi günümüzde yanlış anlamda kullanılmaktadır. LGA775 anakartlarda soket delikleri değil, işlemcinin hemen altındaki noktalarla dokunarak bağlantı sağlayan küçük iğneler bulunmaktadır. İntelin Soket 478′den LGA775 ya geçmesinin en büyük nedeni yapısı itibariyle oldukça iyi bir elektrik dağılımı sağlaması ve buna bağlı olarak performans artışına neden olması diyebiliriz. Core 2 Duo ve Core 2 Quad serisi işlemciler de bu soket yapısını kullanmaktadırlar.

Pentium D serisi işlemciler kendisinden önceki işlemcilere göre daha az enerji harcamaktadırlar. Fakat kısa bir süre sonra yerlerini Core 2 Duo işlemcilere bırakmışlardır.

Tags:

DDR2 Kingston HyperX Ram Modülleri

February 21st, 2009 | 1 Comment | Posted in Bilgisayar Donanımı

DDR2 Kingston HyperX Ram Modülleri

 

 

Garanti: Ömür Boyu
Kapasite (mb): 1024
Bellek Tipi: DDR2
Bellek Hızı (MHz): 800
Pin Sayısı: 240
Ambalaj Tipi: Kutulu
Kullanım Alanı: Masa Üstü Bilgisayarlar

 

 

.

 

.

HyperX modülleri, Kingston firması tarafından bellek parametrelerinin optimasyon edilerek, bilgisayar sistemlerinin gücünü en yüksek seviyeye çıkarmak isteyen oyun kullanıcıları ve bilgisayar meraklılarına özel diyayn edilmiştir. Yaklaşık 1,5 volt işletim güç tüketimini  %50 azaltır yansıtılan sinyal iletim hatalarını önlemek için bellek yongası içerisinde bellek sinyal sona erdirme ( Dahili sona erdirme ) bellek performansını etkinliği ve süre sınırlarını arttırmak üzere işletimsel artışlar sağlamaktadır..

Tags:

Yeni Webcam Almadan Önce Dikkat Etmeniz Gerekenler

January 19th, 2008 | No Comments | Posted in Bilgisayar Donanımı

Çözünürlük: Webcam’lerin en önemli özelliği şüphesiz, bize sağladığı çözünürlük. Bu konuda henüz çok kaliteli çözünürlük sunun webcam sayısı yok denecek kadar az olsa da, birçoğu işimizi görmeye yetecek çözünürlük oralarına sahip. 640×480 standart sayılabilecek çözünürlüğün üzerinde görüntü kalitesi sunun webcam’leri kaçırmanızı tavsiye ederiz.

Çözünürlükle bağlantılı bir diğer konu da resim sensörleri. Çözünürlüğü etkileyen en önemli özellik webcam’lerin sahip olduğu resim sensörleridir. CMOS (Tamamlayıcı Metal Oksit Yarıiletken) veya CCD (Yükten Bağlaşımlı Aygıt) sistemini kullanan webcam’lerden ikincisini tercih etmenizde fayda var. Zira, CCD teknolojisi daha ileri teknoloji olduğu için webcam’in sağlayacağı çözünürlükte daha kaliteli olacaktır.

Resim Yenileme Hızı: resim yenileme hızı özellikle video görüntüleri çekmek veya kaydetmek isteyenler için önemli bir özellik. FPS (saniyede görüntülenen resim sayısı – frame per second) kısaltmasıyla ifade edilen değerin ideali 25 ila 30 arasındadır. 30 FPS yakalama hızı sunan webcam’ler hareketli görüntüyü yakalayabilirler. Ancak görüntünün karşı tarafa da aynı kalitede gidip gitmemesi internet bağlantı hızına bağı olarak değişecektir.

Resim Çekme: Sabit resim çekme klitesi ise 352×288’den başlar (ki bu değer çok basit webcam’lerin sunduğu değerdir), 800×600’ kadar çıkar. Webcam’le çekilen resimler özellikle web sitelerinde kullanılmak için çok uygundur.

Renk Kalitesi: Renk derinliği olarak da ifade edilen değer webcam’lerin çektikleri görüntülerde üretebildikleri renk çeşitliliğini ifade eder. Genellikle 16-bit renk derinliği sunan webcam’ler ortalama bir görüntü kalitesi sunacağı için, daha iyi bir değer seçilebilir. Ancak başta da dediğimiz gibi, webcam’inizi neye göre alacağınıza karar vermeniz çok önemli.

Ses: Webcam’lerin, neredeyse, hepsinde ses yakalamak için bir de mikrofon mevcuttur. Bu özellik başka bir donanıma ihtiyaç duymadan ses kaydetme işlemini gerçekleştirmenizi sağladığından oldukça önemlidir.

Loş Işıktaki Performans: Alacağınız webcam’in loş ışıkta nasıl sonuç vereceğine de dikkat etmelisiniz. Yüksek hassaslıklı merceklere sahip bir webcam aldığınızda bu sorunu büyük ölçüde halletmiş olacaksınız.

Yazılım: Çoğu kullanıcının sıkıntısı aldıkları webcam’leri kuramamaları veya ekstra özelliklerini kullanmalarıdır. Bunun için webcam’le birlikte gelen yazılım CD’si de büyük önem taşır. Kullanışlı ve basit bir arayüze sahip yazılımla işlemleri kolayca yapabilirsiniz. Diğer bir önemli ayrıntı da elbette Türkçe Dil Desteğinin bulunması.

Hareket Algılama: Bu özellik tüm webcam’lerde bulunmasa da oldukça önemli olduğu yeni anlaşılmış olacak ki, yeni çıkan hemen tüm ürünlerde mevcut. Hareket algılama yeteneği, özellikle webcam’inizi güvenlik kamerası olarak kullanmak isteyenler için mutlaka olması gereken özelliklerden. Bu özellik sayesinde kameranız hareket algıladığı anda kayıt işlemine başlayacaktır.
Kablo: Kablosuz webcam’ler daha pahalı olmalarına rağmen, ara bağlantı kabloları olmadığı için daha gözdedirler. Ancak kablosuz webcam’lerin birtakım engelleri bulunur. Örneğin; 15-20 metreden sonra bilgisayar tarafından algılanmazlar.

Bağlantı: Son olarak alacağınız webcam’in USB 2.0 bağlantısı kullandığından emin olun. Bu bağlantı en hızlı olanıdır ve çözünürlüğü daha yüksek olan görüntünün bilgisayara aktarılmasında kolaylık sağlar.

Ağ bağlantılarımda yerel ağ geçidi sekmesi çıktı ve tıklayınca modemimin markası olan “smartnet”e bağlandı bu normalmidir?

September 2nd, 2007 | 1 Comment | Posted in Bilgisayar Donanımı

Ağ bağlantılarımda yerel ağ geçidi sekmesi çıktı ve tıklayınca modemimin markası olan “smartnet”e bağlandı bu normalmidir?

Cevap:

Normal birşey aslında siz ağ ayarlarınızı yapılandırmadığınız için modeminizi üzerinden bağlanıyor ve sizi modeminizin sitesine veya modem ayarlarının ulaşılabildiği sayfaya yönlendiriyor.

Soru:

 Ağ bağlantılarımda sadece “yerel ağ geçidi” sekmesi bulunmuyor, ethernet kartımla yaptığım “yerel ağ bağlantısı 2″sekmesi de bulunuyor,belki değişik bir olguyu açıklar diye bunu da belirtiyorum.

Cevap:

Normaldir, kurulan her farklı bağlantı türü için işletim sistemi otomatik numaralar verir. Eğer inaktif durumda ve kullanmıyorsanız sağ tık ile silebilirsiniz 2. bağlantıyı

Soru:

Hayır şu anda ikisi de aktif biçimde çalışıyorlar…ben de bu kısmı anlamamıştım.

Cevap:

Biri ağ geçidi diğeri ağ bağlantısıdır o halde. Kimi zaman modemleri bir başka pc olarak görmüşse fiziksel olarak bağlantı onun üzerinden yapılıyor şeklindedir XP işletim sistemi bu tip bağlantılar için bu şekil köprülemeler yapabilir. Bunda bir sorun yoktur.

Ama eğer iki ağ kartın yoksa normal bağlantı olarak iki aynı tür bağlantı aktif olamaz, veya birisi ilink vs gibi başka bir bağlantı türüdür, muhtemelen bir şeyleri yanlış görmüş veya yorumlamış olabilirsiniz.

Edit: Dedeefendi

Şifrelenmiş NTFS dosyayı çözme programı

September 1st, 2007 | No Comments | Posted in Bilgisayar Donanımı

Elcomsoft firması bu program ile, windows’un ntfs dosya şifrelerini kırıp dosyalarınıza kavuşabileceğinizi söylüyor.

Deneme sürümünü indirmek için:
http://www.elcomsoft.com/download/aefsdr.zip

Başbelası haline gelen bu güvenlik şifrelemesine iyi bir çözüm. Çünkü kullanıcılar windowsu kurmadan önce şifreli dosyaların kildini açıp yedeklemeyi unutuyor ve dosyalara elveda diyordu.

Teyp kasetininin bilgisayara dijital ortama aktarımı ve düzenlemesi

August 28th, 2007 | 1 Comment | Posted in Bilgisayar Donanımı

Teyp kasetininin bilgisayara dijital ortama aktarımı ve düzenlemesi

Audacity gerçekten de başarılı bir ses işleme yazılımı. Sıkça kullanılan efekt ve ses temizleme araçlarına ilaveten VST eklenti desteği de bulunan yazılım

bu linkten indirebilirsiniz:

http://audacity.sourceforge.net/download/windows

.

Dijital fotoğraf makinası alırken nelere dikkat etmeliyiz?

August 15th, 2007 | No Comments | Posted in Bilgisayar Donanımı

Bir dijital fotoğraf makinesi üzerinde bulunan, şimdi sayacağımız özellikler, doğru seçimi yapmanız için çok önemlidir. Bunlar; çözünürlük, pil ömrü ve durumu, hafıza kartı, bağlantı şekli, platform, optik ve dijital zoom, makro çekim modu, poz ölçümü, poz düzeltme, beyaz ayarı, self timer, netleme, flaş, LCD, boyutlar, ağırlık, aksesuarlar ve garanti.
Çözünürlük : Dijital fotoğraf makinelerinin çözünülürlüğü her geçen gün yükselerek daha kaliteli görüntüler alabilmemizi sağlıyor. Bir dijital fotoğraf makinesi seçerken, ilk önce bakılacak noktalardan biri olan çözünürlük, alacağımız makinenin fiyatını da aşağı yukarı belirler.
Bir çoğumuzun aklını karıştıran çözünürlük meselesini kısaca açıklamaya çalışalım. Çözünürlük, çekilen bir görüntünün kalitesini doğrudan etkiler. Düşük çözünürlüklü, mesela 640×480 bir makine ile çekilen bir görüntünün genişliği 640 piksel, yüksekliği de 480 piksel demektir. Bir fotoğrafta inç başına düşen piksel sayısına ppi (pixels per inch) denir. Piksel sayısı ne kadar artarsa görüntü kalitesi de o kadar yükselir. Düşük çözünürlüklü bir fotoğrafta, piksel sayısı az ve doğal olarak büyük olacağı için görüntü kötü görünür. Aynı zamanda da bir piksel yalnızca bir renk görüldüğünden keskinlik de kaybolur ve ayrıntılar alınamaz.
Hangi Çözünürlükte Dijital Fotoğraf Makinesi Almalıyım?
Yazdığımız yazılarda her zaman dijital fotoğrafla hangi boyutta ilgilendiğinizin seçim yapmanızda çok önemli olduğunu vurguladık. Bir dijital fotoğraf makinesi alırken de aynı şey söz konusu. Ne iş yapacaksınız? yada Nerede kullanacaksınız? bunun cevabını bilin yeter.
640×480 piksellik basit bir dijital fotoğraf makinesi, internet uygulamaları, e-mail gönderimi gibi kağıda basılmayacak işlerde ekran çözünürlüğü için uygundur.
2 milyon piksellik bir dijital fotoğraf makinesi, amatör dijital fotoğrafçılık, multimedya uygulamaları ile yaklaşık olarak 10x15cm baskılar için idealdir.
3 milyon piksel ve üzeri dijital fotoğraf makineleri ise, 10x15cm’den daha büyük baskılar alınabildiği için yarı profesyonel işlerde ve baskılarda kullanılabilir.
Bazı Terimler :
DPI (dots per inch) : Yazıcılar için dikey veya yatay noktaların inç başına sayısı.
Interpolation : Görünüm kalitesini artırmak için resmin içindeki ufak boş noktaların doldurulması.
PPI (pixels per inch) : Dijital fotoğraf makinelerinde, bir resimdeki inç başına düşen piksel sayısı.
Piksel : Bir resmin bilgisayar tarafından kontrol edilebilen en küçük birimi.
CCD Boyutu : CCD’ler (charge-coupled device) dijital fotoğraf makinesi içerisinde görüntülerin kaydedildiği sensörlerdir. Bu sensörlerin büyüklüğü de görüntü kalitesi açısından önemlidir. Henüz 35mm film formatı büyüklüğüne ulaşamadıkları için klasik filmlerin kalitesi yakalanamamıştır.
Pil Ömrü ve Durumu : Almak istediğiniz dijital fotoğraf makinesinin hangi tip pil ile çalıştığı ve bu pilin ne kadar süre dayandığı çok önemlidir. Bir set pilin sizi ne kadar idare edeceğini bilmek zorundasınız.
LCD’li makinelerde çekim ve gösterim sırasında pil ömrü hızla tüketildiğinden, LCD’nin uzun süre açık durmamasına özen göstermelisiniz. Şarj edilebilir Nikel Metal Hidrid ve Lityum İyon piller sayesinde pil ömürleri artmaya başladı.
Hafıza Kartı : Piyasada çeşitli hafıza kartları bulunmakta. Smart Media, CompactFlash, PCMCIA, Memory Stick, PCMCIA ve IBM Microdrive bu kartlardan bazıları. Makineniz üzerinde hangi tip medyanın kullanıldığının dışında, standart olarak kaç MB’lık hafızanın bulunduğu ve maksimum kaç MB’a çıktığını araştırmanız gerekir.
Bağlantı Şekli : Alacağınız makinenin bilgisayarınıza bağlantı şekli önemlidir. Alacağınız bir dijital fotoğraf makinesinin içerisinde mutlaka bağlantı kabloları yer almalıdır. Şu anda en çok kullanılan bağlantı şekilleri; USB, seri ve SCSI’dir.
Bilgisayarınızın özelliklerine göre bağlantı şeklini tercih etmelisiniz.
Platform : Çoğu dijital fotoğraf makinesi, hem MAC hem PC ortamında çalışmaktadır. Bu sizin için bir avantajdır. Şu anda kullandığınız bir bilgisayar sistemini yarın değiştirmek isteyebilir veya aynı yerde iki farklı sistemle çalışabilirsiniz.
Optik ve Dijital Zoom : Görüntü kalitesini direkt olarak etkileyen unsurlardan biri olan objektifler, çoğu kompakt tip makinelerde sabittir, yani değiştirilemez. Bunun için alacağınız makinenin odak uzaklığını ve diyafram değerini bilip ona göre tercih yapmalısınız. Zoomlu (değişken odak uzaklıklı) bir makineye bakıyorsanız, üzerinde yazılan odak uzaklıklarının 35mm klasik fotoğraf makinelerinde kaç mm’e denk geldiğine bakın veya yetkililere sorun.
Diyafram (f) açıklığı da fotoğraflarımızın kalitesini etkiler.
Zoomlu bir modelde genellikle optik ve dijital zoom birlikte yazılır. Bizim için önemli olanı ise optik zoom değerleridir.
Netleme : Üç çeşit netleme imkanı vardır. Bunlar; manuel (M), otofokus (AF) ve sabit fokus (Fix fokus). Bu özelliklerden yalnızca sabit fokuslu dijital fotoğraf makineleri ile çalışırken bazı zorluklar yaşayabilirsiniz. Sabit fokuslu olduklarından belli bir mesafenin içerisindeki alanları net yapmak için tasarlanmışlardır. Bu mesafeden daha yakına geldiğiniz zaman bütün fotoğraflarınız netsiz çıkar.
Makro Çekim Modu : Eğer makine üzerinde makro çekim modu özelliği yoksa, belli bir mesafeden daha yakına girip fotoğraf çekemezsiniz. Bazı makinelerde opsiyonel olarak makro adaptörü ve close up filtreleri kullanabilirsiniz. Tabi bu da ek bir ücret demek…
Poz Ölçümü : Bu meselede gerçekten çok önemli. Bir makinenin hangi tip ölçüm sistemine sahip olduğunu biraz araştırma yaparak öğrenebilirsiniz. Bildiğiniz gibi klasik fotoğraf makinelerinde genel, spot ve merkez ağırlıklı gibi ölçüm sistemleri mevcut.
Bunun haricinde enstantane değerlerine müdahaleye izin verip vermediği de kontrol edilebilir.
Poz Düzeltme : Makinelerin ölçüm sistemleri çoğu kez yanılabilir. Bunu gidermek için de poz düzeltmesi yapmanız gerekir.
Zaten bunun benzeri bir şeklini görüntüyü bilgisayara aktardıktan sonra bilgisayar üzerinde de yapabiliyoruz, diyebilirsiniz. Ancak yine de elle tutulur düzeyde bir fotoğrafı bu yöntemle düzeltebilirsiniz.
Beyaz Ayarı : Bu ayar genellikle otomatik olarak yapılır. Yani makine hangi ışık şartlarında (tungsten, flouresan, gün batımı…) fotoğraf çekiyorsanız ona göre bir ayar yapar. Bazı durumlarda ise manuel ayarlama yapmanız gerekebilir. Bunun içinde makinenin beyaz ayarını manuel yapmanıza imkan tanıması gerekir.
Self Timer : İlk başta pek gerekli olmazmış gibi gözüken bu özellik, tripod üzerinde fotoğraf çekerken sarsıntıyı önlediği için de tercih edilebilir. Yada sizden başka hiç kimsenin olmadığı bir yerde kendi fotoğrafınızı çekmeniz için…
Flaş : Hiç kullanmasanız bile makinenizin, dahili veya harici bir flaş kullanıyor olması gerekir. Çoğu makinenin harici flaş takma kızağı bulunmaz, bunun yerine dahili flaşlar tercih edilir. Dahili flaşlı bir makinede da rehber numarası (GN-Guide Number) ve kontrollerine bakabilirsiniz.
LCD : Bu ekrandan gerek fotoğrafı çekerken gerekse çekimi yaptıktan sonra görüntüleri izleyebilir, beğenmediğiniz kareyi tekrar çekebilirsiniz. Bir bilgisayar monitörü gibi menüleri de bu ekrandan kontrol ederek değiştirebilirsiniz. Uzun süre açık unutulduğunda kendi kendini kapatma özelliği olmalıdır. LCD’den bakarak çekim yapacağınız zaman makinenin açılış hızı sizin için çok önemlidir. Bu süre, bazı makinelerde tahmininizden çok uzun sürebilir ve bu yüzden hayati önem taşıyan bazı kareleri kaçırabilirsiniz.
Boyutlar ve Ağırlık : Eğer makinenizi uzun süreli taşıyıp fotoğraf çekiyorsanız, ağırlığı ve boyutları sizin için önemli olabilir. Herhangi bir broşür veya ilanda çok küçük gibi görünen bir dijital fotoğraf makinesi, gerçekte hiç de o kadar küçük olmayabilir.
Yazılımlar : Alacağınız makine ile birlikte mutlaka sürücü yazılımı olmalıdır. Genellikle, bundle olarak basit bir görüntü işleme yazılımı da beraber verilir.
Aksesuarlar : Paket içerisinden çıkan aksesuarlar genellikle, taşıma çantası, askısı, objektif koruma kapağı, AC adaptörü gibi şeylerdir. Bunların tam olduğunu orijinal kutudan bakarak takip edin.

Not: Alıntıdır..

BIOS Nedir? Nasıl Çalışır? Bazı Gizemli BIOS Ayarları

August 7th, 2007 | 1 Comment | Posted in Bilgisayar Donanımı

BIOS

Bilgisayarınızda hangi işletim sistemi yüklü olursa olsun, aslında arka planda çalışmakta olan bir işletim sistemi daha var. Mavi ekran vermeden, göçmeden, cihaz sürücüsü istemeden sessiz sedasız işini yapan bu alçak gönüllü işletim sisteminin, bilinen adı ile BIOS’un ne olduğunu gelin birlikte öğrenelim
________________________________________
Bilgisayarın ayrılmaz bir parçası olduğu halde, hep arka planda kalan, acemileri “aman kurcalama, bozarsın” diye korkuttuğumuz şu BIOS, aslında o kadar da karmaşık bir şey değil. Üstelik, bir kere BIOS’a hakim oldunuz mu, sisteminize ince ayar çekmek yada sorun gidermek için yapabilecekleriniz de fazlasıyla artıyor.
BIOS kelimesi bir kısaltma, uzun hali ise Basic Input/Output System, yani Temel Giriş/Çıkış Sistemi. Temelde BIOS bir program, ama bilgisayarımıza yükleyip çalıştırdığımız diğer programlardan yerleştiği yer ve işlevleri açısından farklı.
Öncelikle, BIOS sisteminizin ayrılmaz bir parçası, sisteminizi kapatsanız da, diskinizi formatlasanız da BIOS yerli yerinde duruyor. Bunun nedeni de, BIOS’un diskte değil, anakart üzerine monte edilmiş, salt okunabilir bir ROM bellek yongasında kayıtlı olması. Sadece okunabilir desek de, BIOS’un kayıtlı olduğu yongaya yeni bir BIOS yüklemek mümkün, ama bu konudan daha sonra bahsedeceğiz.
BIOS yazılımı, diğer yazılımlarınızın aksine dilerseniz vazgeçebileceğiniz bir opsiyon değil, sistem çalıştığı anda çalışmaya başlayan, sistemin temel bir yapı taşı. Dahası, BIOS tam olarak sisteminize göre ayarlanmış bir yazılım, bu nedenle de her anakartın BIOS’u kendine özel.
En yeni, en modern PC’lerdeki BIOS’lar bile aslında çok eski yazılımlar. BIOS’un çekirdek fonksiyonları 1981’de çıkmış olan IBM PC’ye dayanıyor ve bu fonksiyonlar halen değişmiyor, sisteminiz ne kadar yeni olursa olsun.
BIOS’un büyük kısmı, sisteminizi ilk açtığınızda çalışır, görevini tamamlar ve işletim sisteminiz görevi devraldığında BIOS sessizce kenara çekilir. Buna rağmen görevi bitmiş sayılmaz, çünkü sistemin çok derinlerindeki kimi işlevler ve enerji tasarruf fonksiyonları hala BIOS’un sorumluluğundadır. Sisteminizde bir sorun çıkmadığında, yada yeni taktığınız bir donanım, başka bir donanım ile çakışmadıkça BIOS’un arka planda çalıştığını farketmezsiniz bile.
Bir kullanıcı olarak BIOS’un sizi en çok ilgilendirecek kısmı, aslında normalde BIOS’un bir fonksiyonu olarak da düşünülmemiş olan System Setup, yani Sistem Ayarları kısmıdır. Bir çok ekrandan oluşan bu ayar sisteminde, sisteminizin bir çok parçasına erişebilir, işlemci ve bellek hızından, modeminizin kullandığı IRQ’ya kadar her detaya hükmedebilirsiniz.
Bu yazıda hem BIOS’un nasıl çalıştığından bahsedeceğiz, hem de Setup ekranının bazı merak edilen ama pek bilinmeyen seçeneklerinin ne işe yaradıklarını göreceğiz.
BIOS Nasıl Çalışır?

İlk olarak tasarlandığında BIOS’un 4 fonksiyonu vardı: Sisteminiz her açıldığında, temel bir donanım kontrolü yaparak bir arıza olup olmadığını tespit etmek (Power On Self Test – POST), sistem çalıştıktan sonra RAM belleği devamlı olarak tazelemek (bu, artık yonga seti tarafından gerçekleştiriliyor).
Diğer iki temel fonksiyondan biri, sistem açıldığında bazı ufak RAM bloklarını rezerve edip, bu bloklara sisteminiz hakkında bilgiler yazmak. Bunun amacı da, yazılımlarınızın sisteminizdeki donanımlar hakkında bilgi sahibi olabilmesi, örneğin bir yazılımın, bellekteki belli bir alana bakarak kaç GB’lık bir disk kullandığınızı ve kaç tane diskinizin olduğunu anlayabilmesi. Bu bloklara BIOS Data Area deniyor.
Temel BIOS işlevlerinden sonuncusu ise, yazılımlarınızın donanımınız ile iletişebilmesini sağlamak, böylece adını aldığı işlemi, temel giriş/çıkış işlevlerini gerçekleştirmek.
Günümüzde, gelişmiş işletim sistemleri BIOS’un yaptığı bir çok işi üzerlerine almış durumdalar. BIOS hala var ve temel işlemler için gerekli, ama işletim sistemleri çoğu BIOS parametresini de es geçebiliyorlar. Örneğin, BIOS’un Setup ekranına girip, sisteme takılı disklerinizden birisini devre dışı bıraksanız da, Windows’a girdiğinizde diskin yerli yerinde olduğunu görebiliyorsunuz.
Sistem Açılırken

BIOS’un ilk işlevi, sistemin açılmasını sağlamak. Eğer işlemcinize bir şeyler yapmasını söylemezseniz, anakartınızın üzerine kendi başına, bir şey yapmadan çalışıp duracaktır. Oysa BIOS, işlemcinize ilk temel komutları vererek, sistemin açılış sürecini başlatır. POST işlemi tamamlandıktan sonra da kontrolü diğer programlara bırakır. Bu sayede PC’lerimizin evrensel olması sağlanır, yani işletim sistemine özel BIOS’a gerek kalmaz. BIOS işini yapıp kontrolü devreder, ondan sonra işi ister Windows XP devralır, ister Linux, ister BeOS.
Şu CMOS Denilen Şey?

Bazı yerlerde “CMOS Setup” yada “CMOS’u sıfırladım” gibi ifadeler okumuş, duymuş olabilirsiniz. BIOS derken şimdi nereden çıktı bu CMOS, gelin bakalım.
Biraz önce söylediğimiz gibi, BIOS, sadece okunabilir bir ROM bellek yongasında kayıtlıdır. Bu durumda, BIOS’da yaptığınız ayarları kaydetmek için bir yer gerekiyor tabii ki. İşte CMOS burada devreye giriyor. CMOS, uzun ismi Complimentary Metal Oxide Semiconductor olan bir bellek çeşidi. BIOS’un ayar ekranlarına girip yaptığınız değişiklikler, bu CMOS yongasına kaydediliyor. Sistem kapatıldığında yonganın içindeki bilgiler kaybolmasın diye de anakartınızın üzerinde bir pil var, bu pil CMOS yongasını yıllarca besleyebiliyor. Hani bazen kullanıcıların “BIOS, yaptığım sistem ayarlarını kaydetmiyor, sistem her açıldığında ayarlar sıfırlanıyor” şikayetlerini duyarsınız. İşte bu şikayetlerin nedeni ya CMOS’un arızalı olması, yada pilin bitmiş olması nedeni ile içine kaydedilen bilgileri unutması.
Gigabyte’in anakartlarında BIOS’u saklamak bir değil iki tane Flash ROM yongası var. Birisi bozulursa, diğeri işi devralıyor.
BIOS’u sıfırlamak

Kimi zaman kullanıcılara BIOS Setup’da yanlış bir ayar yaparlar ve sistemleri açılmaz olur. İşte o zaman “BIOS’u sıfırla” diye akıl veririz. Aslında önerdiğimiz şey BIOS’un sıfırlanması değil, bunu yapabilseydik sistemimiz çalışmaz olurdu. Burada kastedilen şey, BIOS ayarlarının kaydedildiği, az önce tanıttığımız CMOS’un içerdiği verileri sıfırlamak, sistemin varsayılan ayarlar ile açılmasını sağlamak.
Güncel anakartların üzerinde “CMOS Clear” yada “CLR RTC” gibi etiketlenmiş bir köprü bulunur, bu köprü genelde BIOS’un kayıtlı olduğu Flash ROM yongasının yakınındadır. Bu köprünün yerini bulmanın en kolay ve garantili yolu, anakartınızın kitapçığına başvurmaktır. Bu köprüyü kapattığınızda, yani jumper dediğimiz ufak parça yada bir tornavida ucu yardımızla içi ucu birleştirdiğinizde, CMOS’da kayıtlı tüm bilgiler gider, sisteme yaptığınız bütün ince ayarlar sıfırlanır.
Anakartınızın üzerindeki saat pili, sistem kapansa bile CMOS bilgilerinin silinmemesini sağlıyor.
Hemen yanındaki sarı renkli jumper’ın konumunu değiştirmeniz, CMOS’un içindeki tüm bilgilerin silinmesine neden olacaktır.
BIOS’a Erişim

BIOS’un sahip olduğu sistem ayar ekranlarına erişimin en yaygın yolu, sisteminiz açılırken DEL tuşuna basmak. Zaten sisteminiz açılırken beliren “Press DEL to enter Setup” yazısı mutlaka gözünüze takılmıştır, işte o yazı size BIOS’a girişin yolunu gösteriyor. Kimi anakartlarda Setup ekranına ulaşmak için DEL tuşu yerine ESC, F1 yada F2 tuşlarına basıldığı da oluyor, ama en yaygın yöntem DEL tuşuna basmak.
Güncel bir anakartın standart açılış ekranı. Bu noktada PC’yi kontrol etmekte olan olan şey BIOS.
İşte bu ekranda DEL tuşuna basmanız, sizi System Setup menülerine ulaştıracaktır.
Bazı Gizemli BIOS Ayarları

BIOS’un System Setup ekranlarında bütün ayarları bu kısıtlı sayfalarda aktarmak mümkün değil. Biz bütün ayarları sıralamak yerine, çok sık rastlanan, ama ne işe yaradıkları tam bilinmeyen, üzerlerinde bazı efsaneler dolaşan bazı gizemli ayarlardan bahsetmek, onların ne işe yaradıklarını anlatmayı tercih ediyoruz.
• AGP Aperture Size: BIOS ayarlarının en çok tartışılanlarından biridir AGP Aperture Size. Çoğu zaman, performansa büyük etkisi olduğu yolunda yada belleği tükettiği yönünde yanlış inanışlar vardır. Oysa durum böyle değil. AGP sistemi sayesinde, ekran kartınız, sistem belleğinizin bir kısmını sanki kendi üzerindeki bellekmiş gibi kullanabilir. İşte AGP Aperture Size, ekran kartının sistem belleğinin ne kadarını kendisi için kullanabileceğini belirliyor. Yanlış anlamayın, burada belirlenen bir limit, yani bu miktarda belleği direkt olarak bloke etmiyorsunuz. Ekran kartı, bu miktara kadar olan bellek alanına gerek duyarsa ulaşabileceğini anlıyor bu limit sayesinde. Örneğin ekran kartınızda 64MB bellek var, Aperture Size olarak da 64MB seçerseniz, uygulamalar sistemde toplam 128MB grafik belleği olduğunu düşünüyorlar. AGP Aperture Size’ın performansa etkisi olduğu iddia edilsede, bu etki günümüz uygulamalarında ciddi düzeyde değildir. Tek dikkat edeceğiniz şey, miktarını ekran kartınızın RAM miktarından az, sisteminizdeki bellek miktarından ise fazla tutmayın.
• AGP Driving Control: Özellikle AMD işlemciler için tasarlanmış anakartlarda çok rastlanan bir ayardır. Bu ayar üzerinde de efsaneler dolaşır, kullanıcılara “filanca değere getirirseniz daha iyi olur” gibi asılsız tavsiyelerde bulunulur. Oysa gerçekte, ekran kartınızı çalıştırmakta bir sorun yaşamadığınız sürece bu değerle oynamanıza gerek yoktur.
• Power On After AC Failure: Bazı kullanıcılarımız “sabah kalktım ki sistem kendi kendine açılmış, nasıl olur” diye sorularlar. Bu işin sırrı işte bu seçenekte gizli. İsminin “PWR On After PWR Loss” gibi çeşitli varyasyonları olabilen bu seçenek, sistemin bağlı olduğu şehir elektriği kesilir, sonra yine gelirse sistemin kendi kendine çalışmaya başlayıp başlamamasını ayarlar. Eğer bu seçeneği “On” yada “Enabled” yaparsanız, elektrik kesilip tekrar geldiğinde sistem kendi kendine açılır, siz de sistemi çalışır durumda bulursunuz. Yeni anakartlarda bu madde için bir de “Previous State” seçeneği var. Bunu seçerseniz, elektrik kesildiğinde sistem çalışıyorsa, elektrik geldiğinde yeniden çalışmaya başlar, kesinti olduğunda sistem kapalıysa, elektrik geldiğinde de kapalı kalır.
• Floppy Mode 3 Support: Her BIOS’da bulunan, ama ne işe yaradığını kimsenin bilmediği bir seçenektir. Bu özellik, sadece Japonya’da yaygın olan, 1.2MB’lık bir 3.5” disket formatını desteklemekte kullanılır. Bizler için hiç bir önemi ve anlamı yok.
• VGA Palette Snooping: Her BIOS’da olan, ama ne işe yaradığı bilinmeyen bir diğer ayar. Sadece çok eski video yakalama (capture) ve MPEG oynatma kartları tarafından kullanılır ve bu kartların, ekran görüntüsünü yakalamasını sağlar. “Disable” durumda bırakın, çünkü günümüzde hiç bir anlamı yok.
• Virus Warning: Çoğu BIOS’da rastladığımız bu seçenek, sanıldığının aksine bir dahili virüs koruması değil. Evet, bu seçeneği aktifleştirdiğinizde bir uygulama sabit diskinizin boot sektörüne yada partiton tablosuna yazmaya kalkıştığında anakartınız alarm verir, ama bu her zaman virüs demek değildir. Örneğin, bu seçenek aktif olduğunda Windows kurmaya çalıştığınızda da virüs uyarısı alırsınız. Windows 95 ilk çıktığında yayılan “bu işletim sistemi virüslü, kurmaya kalktım sistem alarm verdi” efsanesi işte buradan çıkmıştı. Sanıldığının aksine, sisteminizin genelini virüslere karşı korumak gibi bir özelliği de yoktur, dolayısıyla bu seçeneği aktif hale getirip, sisteminizi virüslere karşı tamamiyle güvende zannetmeyin.
• Paralel Port Mode: Yazıcınızı ve tarayıcınızı bağladığınız paralel port (LPT diye geçer) için bu ayar yine her BIOS’da bulunur. Standart, ECP ve EPP seçeneklerini görebilirsiniz. Standart, en eski haliyle, tek yönlü paralel bağlantıdır, sadece PC yazıcıya veri gönderebilir, yazıcı PC’ye veri yollayamaz. Günümüz yazıcılarından çoğu bu ayar ile çalışmaz “Bidirectional Connection Required” uyarısı ile iki yönlü iletişim yapabilecek bir paralel porta ihtiyaç duyduklarını belirtirler. Bu gerekliliği, ayarı ECP yada EPP seçeneklerinden birisine getirerek karşılayabilirsiniz, ECP’ye getirmeniz önerilir. EPP, Enhanced Paralel Port demektir ve Intel, Xircom, Zenith gibi firmalar tarafından oluşturulmuş bir standarttır. ECP, Extended Capabilities Port demektir, Microsoft ve HP tarafından yaratılmıştır. Her iki sistem de paralel port bağlantısını hızlandırmayı hedefler. ECP portu yazıcı ve tarayıcılar için, EPP ise paralel portu kullanan yazıcı dışındaki araçlar için uygundur. ECP modu, DMA ve tampon bellek gibi avantajlara sahiptir.
• Gate A20 Option: İşte PC’nin çok eski zamanlarından günümüze gelen bir seçenek. Temel olarak klavye kontrolcüsü ile ilgilidir, varsayılan ayardan farklı bir değere getirmeniz gerekmez.
• CPU L2 Cache ECC Check: ECC, bellek hatalarını belirleyip, düzeltmeye yarayan bir sistemdir. Bu seçeneği aktif hale getirmeniz, işlemcinin kullandığı Level 2 tampon belleğin ECC fonksiyonuna sahip olup olmamasını belirler. Güncel işlemciler L2 cache belleklerini işlemcinin içinde taşıdıkları için bu ayarın anlamı kalmıyor. Bu ayar daha çok L2 tampon belleğin işlemci çekirdeğinin dışında olduğu sistemler için geçerli. Aktif hale geldiğinde, performansa çok ufak miktarda olumsuz etkisi olacaktır.
• Swap Floppy Drive: Eğer iki disket sürücünüz varsa, bu seçenek ile A: olarak görünenin B:, B: olarak görünenin ise A: olarak görünmesini sağlayabilirsiniz. Bu seçeneği olmayan BIOS’larda aynı işi yapmak için sistemi söküp, sürücülerin kablolarını değiştirmeniz gerekecektir.
• Typematic Ayarları: Her BIOS’da bulunan tarihi ayarlardan birisi de bu seçenekler. Klavyede bir tuşa basılı tuttuğunuzda, tuşun kaç saniye sonra devamlı basılı kaldığının anlaşılacağını, basılı kalan tuşun ardı ardına karakter basarken saniyede kaç karakter basacağını bu ayar belirler. Güncel sistemlerde genelde devre dışıdır, bizim önerimiz de varsayılan değerlerde bırakmanız.
• Report No FDD for Win95: Windows 95’in kötü bir huyu vardır, sisteminizde disket sürücü olmasa bile varmış gibi davranıp sorun yaratabilir. Eğer sisteminizde disket sürücü yoksa ve Windows 95 kullanıyorsanız, bu ayarı aktif hale getirin, sorunlar çözülsün. Aksi halde varsayılan değerinde bırakın.
• Memory Hole at 15M-16M: Yine her BIOS’da bulunan ve temelleri çok eskiye dayanan bir seçenek. Kimi eski ISA kartların taşıdıkları BIOS’lar (Evet, ek donanımların kendi BIOS’ları da olabilir) sistem belleğinin 15MB ile 16MB’ları arasındaki bir bölüme yerleşirler. Eğer böyle bir kartınız varsa, çalışabilmesi için bu seçeneği “Enabled” yapmalısınız. Günümüzde bu durumu gerektirecek bir donanım yok denebilir.
• USB Keyboard Support: Ülkemizde hala yaygın değiller ama sisteme USB üzerinden bağlanan klavyeler dünyada var. Bu ayarın “OS” ve “BIOS” gibi iki seçeneği vardır. Eğer bir USB klavyeniz varsa ve bu klavyeyi DOS gibi işletim sistemlerinde de kullanmak istiyorsanız, bu seçeneği BIOS yapmalısınız. Aksi halde, örneğin bir BIOS güncellemesi için sistemi disketten açtığınızda klavyeniz çalışmaz.
• Force Update ESCD: ESCD, Extended System Configuration Data kelimelerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır. Tak-Çalıştır (Plug ‘n Play) sistemi ile bağlantılı olan bu birim, sistem kaynaklarının çeşitli donanımlar arasında dağılımını düzenler. Sisteminize yeni bir kart taktığınızda, bu seçeneği aktif hale getirip sisteminizi yeniden başlatmanız, yeni kartın sistem tarafından tanınmasını kolaylaştırabilir. Bu seçenek işlevini tamamladıktan sonra yine devre dışı hale gelir.
• PCI Latency Timer: Bu değer, bir PCI kartın, PCI veriyolunu ne kadar süreyle meşgul edebileceğini belirler. Çok yükseltmeniz yada çok azaltmanız sorun yaratacaktır, genelde varsayılan değer olan 32’de bırakın.
• VGA use IRQ ve USB use IRQ: Bu seçenekler ekran kartınızın ve USB kontrolcünüzün bir sistem kesmesi (IRQ) kullanıp kullanmayacağını belirler. Güncel bir ekran kartınız varsa “VGA use IRQ” seçeneğini mutlaka onaylamalısınız. Eğer sisteminizde hiç bir USB cihaz kullanmıyorsanız, “USB use IRQ” seçeneğini kapatabilirsiniz.
• Boot Other Devices: Yeni anakartlarda, sistemin sıra ile hangi araçlardan açılabileceğini seçtiğimiz kısımda, bir de bu seçenek var. Anlamı ise, sistemin eğer belirttiğimiz cihazlardan açılamazsa, başka cihazlara da erişip erişmeyeceğini belirlemek. Örneğin siz sistemin açılacağı cihazları sırasıyla Hard Disk, CD-ROM ve SCSI olarak seçtiyseniz ve bu seçeneği de aktif hale getirdiyseniz, sistem bu cihazlardan boot edemezse, bu sefer disket sürücüyü de kontrol edecektir.
• Delay IDE Init: Bazı eski sabit disklerin, çalışmaya başlamarı ile kullanıma hazır olmaları arasında belli bir süre gerekmektedir. Eğer bu kadar antika bir diskiniz varsa, diskinizin hazır olması için gereken süreyi buradan ayarlayabilirsiniz. Sistem, açılmadan önce diskinizin kullanıma hazır hale gelmesini bekleyecektir.
• Run VGABIOS if S3 Resume: Sadece çok yeni anakartlarda gördüğümüz bu seçenek, Suspend-to-RAM (STR) moduna girdikten sonra kendine gelemeyen ekran kartınızı, yeniden çalışmaya ikna etmenizi sağlar. Eğer sisteminiz bekleme (stand-by) durumuna geçtikten sonra, yeniden sistemi kullanmak istediğinizde bütün cihazlar çalışmaya başlıyor ama monitöre görüntü bir türlü gelmiyorsa, bu seçeneği aktif hale getirin.
Evet, şimdilik bu kadar. Bu yazının amacı daha çok temel bilgiler vermek olduğu için, kapsamlı bir konu olan BIOS güncelleme konusuna şimdilik girmiyoruz. Adım adım BIOS güncelleme, ayrı bir yazının konusu olacak.

Niğde Üniversitesinden Alıntıdır..